Bozkurtlar Otağı
 

Go Back   Bozkurtlar Otağı > TÜRKLÜK VE TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE HER ŞEY > Türklük ve Türkçülük İle İlgili Her şey

Türklük ve Türkçülük İle İlgili Her şey Sorun, Öğrenin | Başbuğ Atatürk | Türk Yurtları | İşgal Altındaki Türk Yurtları | Türk Uluları | Soylu Türk Katunu | Türk Kültürü | Türk Dili ve Edebiyatı | Türkçülerin Müzik Zevki | Türk Sanatı | Belgelik |Türkçülük ve Spor | İnternet | Doğal Yaşam | Yemek Zevki

Cevapla
 
Geri Bağlan Seçenekler
Alt 27-03-2010, 12:30   #1
Yönetici
 
Asina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.03.10
İletiler: 28
Standart Beğendiginiz yazilar (köse yazilari,kitaplardan kisa alintilar vs)

Avusturyalı gazeteci:Türkiye de çözülecek
AKP iktidarı, Akdamar kilisesi ve Sümela manastırında yılda bir defa dini ayin düzenlenmesine izin veren kararını açıkladığı sıralarda Avusturyalı bir gazeteci, İstanbul’daki Ayasofya’nın Türkiye’nin çözülmesi veya yıkılması ile yeniden el değiştirebileceğini yazdı.
894 bin tirajlı Kronen Zeitung gazetesinin 25 Mart 2010 tarihli sayısında yayınlanan Ernst Trost imzalı “Bin yıllık” başlıklı yazının çevirisi şöyle:
“Minarelerin zafer kuleleri gibi Ayasofya’nın kubbesini aşması arzulanmış. Hıristiyan âleminin bu en muazzam katedralindeki akla hayale sığmayacak mekân deneyiminin bizi alıp götürdüğü o cennet göğü, şimdi tepemizde bir kubbe olarak şekilleniyor. İmparator Jüstinyen’in muhteşem yapısı bugün bir müze olsa da içeride takva ve huşu halen mevcut. İmparatorların mozaiklerdeki donuk bakışları, bizi çoktan çökmüş devletlerinin zamanına götürüyor.
Son dönemlerinde Osmanlıların baskısıyla giderek eriyip bir şehir devletine dönüşse de gerçekten bin yıllık bir imparatorluğun sahipleriydiler. İnsan İstanbul’da her adım başı mağrur Bizans’ı ve Konstantinopolis’i hissediyor.
Yalnızca itinayla restore edilen 96 kuleli surları veya romantik harabelerinin büyüsü bile bir zamanların güçlü iktidarını tasvir etmeye yetiyor. Ordularıyla nihayet Bizans’ı alt eden Osmanlı İmparatorluğu da çoktan yıkılıp gitti. Tıpkı bizim Avusturya’mız gibi modern Türkiye de bizimkinden biraz daha büyük olan çok uluslu bir imparatorluğun küçük bir kalıntısı.
Bizim kuşağımız ve bizden önce gelenler, ’yenilmez’devlet yapılarının yok olduğunu gördü. Hepimiz Sovyet egemenliğinin savaşsız bir şekilde çözülüşüne şahit olduk. İstanbul’da sürekli geçmiş dönemlerin azametinin izlerine rastlıyor, hayranlıkla seyrederek bunlardan zevk alıyoruz ve her türlü iktidarın geçici olduğu bilincine bir kez daha varıyoruz.”
***
Avusturya ile bir millet olan Almanya’nın Başbakanı Merkel ise “Almanya’da Türk Lisesi olmaz” diyebiliyor. Hatta Alman basını günlerdir dehşet içinde, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın büyük bir gizlilik içinde Avrupa’da yaşayan Türk kökenli 1500 politikacı ve işadamını İstanbul’da topladığından bahsediyor.
Yine Tayyip Erdoğan ile röportaj yapan Die Zeit gazetesinin muhabiri, “Kendinizi Almanya’da yaşayan Türklerin Başbakanı olarak da görüyor musunuz?” diye sorabiliyor. Erdoğan da doğal olarak “Bu soruya nasıl hayır cevabı verebilirim ki? Bu insanlar Türk vatandaşı. Türkiye’de seçim hakları var” diye karşılık veriyor. İnsan hakları konusunda Türkiye’ye baskı yapan ülkelerden biri olan Almanya’nın devlet adamları da gazetecileri de ülkelerinde yaşayan Türkleri, satın alınmış köleler gibi görüyor!
***
Aslına bakarsanız Türkiye’deki iktidarlar da Avrupa Birliği baskıları altında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına köle muamelesi yapıyor. Avrupa ve ABD, “Siz pancar ekmeyin, buğday alanlarını sınırlandırın, çiftçinin parasını biz verelim” diyor, hükümetler kabul ediyor. Bazı vatandaşlar da buna karşılık dağları taşları tarım arazisi gösterip, fazladan para almaya çalışıyor.
Iğdır’da ise Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca küçükbaş hayvancılık faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla verilen koyun keçi destekleme parası için hayali olarak koyun ve keçi küpelemesi yapıldığı yönündeki suç duyuruları üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, haksız kazanç elde ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan 17 kişiden beşi tutuklandı 12’si serbest bırakıldı.
Elalem Ayasofya’ya göz dikmiş, biz nelerle uğraşıyoruz!

A.Bulut
Yeniçag.
Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 21:01   #2
Yönetici
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.03.10
İletiler: 17
Standart

Breh breh breh


Ermeni soykırımı iddiası, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde onaylandı.

Türkiye çok sert tepki gösterdi. Washington Büyükelçimiz, anında geri çekildi... AKP’den yapılan ilk resmi açıklamada “Türkiye muz cumhuriyeti değildir” denildi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi derhal Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı, kınandı, fırçalandı. Başbakan Erdoğan, “Kusura bakmasınlar, bu işe pabuç bırakacak değiliz, inceldiği yerden kopsun, iş oraya gidiyor, asla geri adım atmayız, bu böyle biline” dedi. İncirlik’in kapatılması gündeme geldi. Dışişleri Bakanımız, “Orada meclis varsa, burada da Meclis var... Bu bizim için milli onur meselesidir” dedi. Cumhurbaşkanı Gül, adeta rest çekti, “Esefle karşılıyorum, büyük meseleleri küçük iç politika oyunlarına alet etme teşebbüsünde bulundular, Amerika Birleşik Devletleri’nin vizyonuna yakışmayan bir tutum oldu, itibarına zarar verdi, bundan böyle iki ülke arasında yaşanacak olumsuz sonuçların sorumlusu Türkiye olmayacaktır” dedi. Türk basını, Irak’ta yaşanan zulmü manşetlerine taşıdı, “Bize ders vermeye kalkanlara bak, Kızılderili soykırımını da unutmadık” başlıkları atıldı. Sonra, Ergenekon’dan üç-beş kişiyi içeri tıktılar, araya laga luga girdi, ahali unuttu, şak diye geri çektiğimiz Washington Büyükelçimiz, 12 gün sonra tırıs tırıs Washington’a geri gönderildi.
¡
Şimdi diyeceksiniz ki, “Hem bildiklerimizi yazmışsın, hem de yanlış yazmışsın, büyükelçimiz
12 gün sonra değil, 25 gün
sonra geri gönderildi.”
¡
Kardeşim...
O bugün olan.
¡
Benim yazdığım üç sene önceki.
¡
Washington Büyükelçimiz başkaydı.
Dışişleri Bakanımız başkaydı.
ABD Ankara Büyükelçisi başkaydı.
ABD Başkanı başkaydı; beyazdı.
ABD Dışişleri Bakanı başkaydı.
Hatta, siyahtı.
¡
Orada ak’la kara yer değiştirdi...
¡
Bizim Başbakan aynı.
Cumhurbaşkanı aynı.
Bi de ahalinin hafızası aynı.

Yılmaz özdil......
Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-04-2010, 16:54   #3
Yönetici
 
Asina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.03.10
İletiler: 28
Standart

Mardin’de Truva atı gibi üniversite!..
Mardin’de devlet üniversite kurdu adını Artuklu koydu... Bir ilim irfan yuvası ki demeyin gitsin...
MHP Lideri Bahçeli’nin de dillendirdiği, Haçlı saldırılarına zemin hazırlamak için İslam Alemini, teslimiyete ikna paneli ile gündeme gelen üniversiteden bahsediyoruz...
Bu yapının nelere teşne olduğunu en iyisi erbabından öğrenelim...
Araştırmacı Sinan Sungur, bir süre önce şu bilgileri aktarmıştı...
“Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, Artuklu Üniversitesi bünyesinde ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü’ açılması için Yüksek Öğretim Kurulu’na (YÖK) yaptığı başvuruya, YÖK’ün, ‘Yaşayan Diller Enstitüsü’ adı altında onay vermesine çok kızmış. Bunun üzerine 14 .09. 2009 tarihinde yazılı bir açıklama yaparak YÖK’e tepki göstermiş.
Rektör Omay açıklamasında; “Bu onayın kamuoyunda oluşan beklentiyi karşılamadığını, ‘Kürdoloji’ yerine ‘yaşayan dil’ ifadesinin kullanılmasının Kürt vatandaşlarımızı rencide edeceğini, Kürdoloji’nin bir bilim olarak kuruluşunun 1787 yılına kadar gittiğini de beyan etmiş.
Rektör Omay, Kürdoloji bölümü, Kürtçe eğitim, Kürt kimliği, Kürt federal bölgesi, Kürt parlamentosu, Kürt güvenlik gücü, vs. talebinde bulunup bir beklenti içine girenlerin, işinde gücünde olan Kürt vatandaşlarımız değil, PKK, PSK, PDK/Bakur gibi Kürtçü örgütlerin ve onların legal uzantıları olan BDP, HAK-PAR, KADEP gibi Kürt milliyetçiliğine hizmet eden siyasi oluşumlar ve onların mensupları olduklarını bilmiyor mu?
Rektör Omay’ın, ‘Kürdoloji’nin bir bilim olarak kuruluşu 1787 yılına kadar gider’ demesi de Kürtçü unsurların bir iddiası. Çünkü Kürtçüler, İtalyan misyoner Maurizio Garzoni’nin Musul’da derlediği Kürtçe kelimeleri bir kitap halinde yayınladığı 1787 tarihini Kürdolojinin başlangıcı olarak kabul ederler. Nitekim, PSK’nın (Kürdistan Sosyalist Partisi) bir yan kuruluşu olan KOMKAR (Kürdistan Dernekleri Federasyonu), 1987 yılında Almanya/Köln’de, ‘Kürdoloji Biliminin 200 Yıllık Geçmişi 1787-1987’ adını taşıyan bir de kitap yayımladı. Rektör Omay’ın ilham kaynağı PSK’nın bu kitabı mı acaba?
YÖK’ün, ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü’ adını, ‘Yaşayan Diller Enstitüsü’ şeklinde değiştirip onaylaması isabetli olmuştur. Doğrusu da budur. Böylece, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde konuşulan Arapça, Zazaca, Süryanice, Keldanice, Ermenice gibi dillerin de Kürtçe ile birlikte bu enstitüde araştırılması imkânı doğmuş oldu. Ama Rektör Omay, nedense buna tepki gösteriyor ve ‘Kürdoloji’ adında ısrar ediyor. Rektör Omay’ı etkileyen veya yönlendiren Kürtçü unsurlar mı var diye düşünmeden edemiyoruz.
Peki, Rektör Omay’ın imzası ile YÖK’e gönderilen ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü’ açılmasına ilişkin talep dosyasında neler var? Kısacası, Kürtçü unsurların ‘Kürt dili’ ile ilgili bugüne kadar ortaya attıkları hayali tezler nelerse tümü var. Bilimsel hiçbir değer taşımayan siyasi amaç içerikli iddiaların YÖK’e sunulup onaylanmasının istenmesi de büyük bir gaflet.
Rektör Omay, bu arada hızını alamamış, Kuzey Irak’a da yönelmiş ve Mesut Barzani yönetiminden destek istemiş. Dohuk, Erbil ve Kerkük üniversiteleri ile Mardin’e Kürtçe hocası transferi için anlaşmalar imzalamış...
Sayın Sinan Sungur’un aktardığı bilgileri ilginç buldunuz mu?!! O halde yarın devamını da okumanızı dilerim...
Behiç KILIç/09 Nisan 2010/YENICAG
Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-04-2010, 19:04   #4
Bozkurt 38
Guest
 
İletiler: n/a
Standart

Yumruk


Kimse kimseye vurmasın.

Kimsenin burnu kanamasın.

Afrika’da açlık olmasın.

Yoksul insan kalmasın.

Nükleer silahlar çöpe atılsın.


Uzatabiliriz listeyi...

Söylemesi kolaydır çünkü.


Suya sabuna dokunmadan, “sağduyu” çağrısı yapabiliriz mesela... Nasıl olsa, bol keseden yapılan sağduyu çağrıları maaştan kesilmiyor. Veya, saldırgan kahveciymiş diye, ne şekerli ne sade bana müsaade deyip, bu mevzunun kenarından kenarından sıyrılabiliriz yılışıkça...

Ya da, entel dantel barlarında kafası karışmış kızlara şirin görünmek için
“esefle kınıyorum” da diyebiliriz.


Ama...

Bu tür köfte lafların, kafası karışmış kızlar dahil, kimseye faydası olmaz.


Soralım dolayısıyla... Bu ülkenin çocuklarına ateş edip öldürmek “demokratik hak” kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye “ırkçılık” oluyor?


Mayın demokrasiyse...

Yumruk niye faşizm?

Dün seyrediyorum televizyonu, papyonlu bir arkadaş, “İzmir-Bursa hattında, Trabzon-Samsun hattında tehlikeli yapılanmalar var, oralara dikkat” diyordu...

“Hakkâri-Diyarbakır hattı”nda olan ne peki? Oraya dikkat çekmeye gerek yok mu, Allah’ın papyonu?


Bir tanesi de “İlk kez bir parti liderine saldırılıyor” diyordu...

Mesut Yılmaz’ın burnunu kırmadılar mı?

Demirel’e yumruk atılmadı mı?

Özal’a ateş edilmedi mi?

Ecevit’e İzmir’de kurşun sıkılmadı mı?


Normaldir demiyorum...

Niye “ilk” deniyor?

Başbakan geçmiş olsun diye aramış Ahmet Türk’ü, ki aramalı... Peki, Deniz Baykal’a niye geçmiş olsun yok? Taş atmak, yumurta fırlatmak şiddete girmiyor mu? Light linç olur mu?


Samsun’da polisler açığa alındı, ki derhal alınmalı... Van’dakiler niye yerinde duruyor hâlâ? Kandil’den gelenlerle otobüsün üstüne çıkıp şehir turu atmadığı için mi suçludur Baykal?


Bu kadar soru yeter...

Cevaba gelelim.


Açın gazetelerin internet sayfalarını, bu haberin altına yapılan yorumları okuyun...Yumruğunu “adaletin tokmağı” yerine koyup, Ahmet Türk’ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu... Çünkü, teröristi meşru hale getiren “açılım” saçmalığı, sadece bir tarafta değil, öbür tarafta da “eşkıyayı kahraman” yapmaya başladı.

Hukuku guguk haline getirirsen...

“Ona göre başka, buna göre başka” işletirsen, olacağı budur.
Yılmaz özdil.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 06-05-2010, 09:40   #5
Yönetici
 
Asina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.03.10
İletiler: 28
Standart Nifak Tohumlari !

Nifak tohumları yeşeriyor...
İran’da, Şah rejimi devrildikten sonra Türkiye’ye sığınan İran Generallerinin, bölgedeki Kolordu Komutanı İsmail Hakkı Karadayı Paşa’ya söylediklerini, gelin de hatırlamayın.
Paşamız onlara, “Bunların olacağını fark etmediniz mi ?” diye sorunca, İran Generali, “Siz, çiçeklerin gözlerinizin önünde büyüdüğünü fark eder misiniz?” diye cevap vermiş! Karadayı Paşa bunun üzerine ne dedi bilmiyorum ama, ben söyleyeyim; Türk komutanlar o İranlı komutanlardan çok daha geniş görüşlülük sahibidirler ve Türkiye’de, “irtica- bölücülük” tohumlarını ve “çiçeklerinin” açacağını hep gördüler... Ve bunun için de şimdi tutuklular ve Silivri’de yargılanmaktalar...
Kanlı mı-kansız mı?
The Wall Street Journal gazetesi yazarı Marc Champion, “General Saldıray Berk ve Erzincan eski Başsavcısı İlhan Çetiner davasını” izlemek için gittiği Erzurum’dan yazmış “Türkiye’de kansız bir iç savaş yaşanıyor...” Bu kansız savaşın “kanlı” olmasına ramak kaldı... Bu savaşı sürdürenler de “kanlı” olması için çalışıyorlar... Zaten, alttan alta, mevcut yabancı ABD, AB müdahalelerini aşikâre çıkarmak ve de “Birleşmiş Milletler Mavi Berelilerini” de yurdumuza sokmak isterler!
ABD askerlerini ülkemizden Irak’a geçirirken, hassas bölgelere devamlı yerleştirmek ve “iç savaşa” içimizden müdahale etmek planları gerçekleşemedi, şimdi bu yol kaldı!
Nifak tohumları
İç ve dış düşmanlarımızın emellerine engel olan en kuvvetli güç hiç şüphesiz Silahlı Kuvvetlerimizdir. Bu gücü de bölerlerse bu Türkiye için felaket, onlar için büyük nimet olacaktır.
Milattan Önce 6. yüzyılda yaşamış “Harp Sanatı”nı yazan Çinli strateji düşünürü Sun Tzu, “Düşmanı yenmek için en iyi yöntemlerden biri aralarına nifak sokmak, savaşçılarını biri birlerine düşürmektir” demiş. Çinliler bu yöntemi başarıyla uyguladılar, Türk boylarını böldüler.
Milattan Sonra, 15. yüzyılda İtalya’da yaşamış Nikolas Makyavelli de, “Prense” öğüt veriyor; “İşler kanlı savaşa dönüşmeden savaşı düşmanınızın içinde kazanın”
Modern zamanlarda da yöntem “bölüp yönetmek” değil mi?
Ve şimdi de, Ordumuz üzerinde bu oyunlar oynanıyor, TSK’nın içine sızılıyor ve “nifak tohumları” ekiliyor; komutanlar arasına, subaylar ve ast subaylar, uzman çavuşlar arasına nifak!
Şehit cenazelerinde bile alttan alta serpilmekte bu nifak tohumları... Şehitlerin, gazilerin, ihmal veya bilinçli olarak, “kurban” edildikleri iddia ve imalarıyla!.. “Şehitler, neden Şişli’den çıkmıyor da, hep Anadolu’dan çıkıyor” sorularıyla!
Doğrusu ben de bu hususta rahatsızım; ama önce sorayım; şehitler, gaziler arasında, AKP ileri gelenlerinin çocukları var mı? Başbakanın, bakanların oğulları nerede, ne kadar süre askerlik görevi yapıyorlar?
Ben torunumun 24 günlük kısa dönem askerlik yapmasından çok rahatsız oldum. Aynı devrede Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan da vardı? Bilmiyorum, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oğlu varsa, o nerede askerlik yaptı veya yapacak?
AKP iktidarının oy malzemesi yapmak istediği “bedelli askerlik” de, vatandaşlar arasına, parası olanlarla, bedel ödemeye güçleri yetmeyenler arasına nifak sokmak değil mi?
Son günlerde DTP’liler özellikle Ordunun “eti” ile “kemiği” arasına, subaylarla ast subaylar arasına “nifak” tohumlarını atıyorlar... Birisi sormuş: “Astsubaylar savaşıyorlar ama neden Orduevlerine giremiyorlar?”
Sırrı Sakık “Neden hep uzman çavuşların vurulduğunu” soruyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir de, Lice’de şehit olan teğmeni kastederek “Adı, kimliği, giysisi, dini, dili ne olursa olsun bu ülkenin yurttaşı canını kaybediyorsa bizim yüreğimizden, vicdanımızdan bir parça yitmiş demektir” diyor. “Nifak” tohumlarını sulayacak, timsah gözyaşları bunlar!
Başka tarlalarda
Bazı nifak tohumlarının “Ergenekon” sanıkları ve mağdurları arasına da ekilmesinden endişe duyuyorum... Eski oyundur. Polisler suçluları konuşturmak için kullanırlar!
Ben de “içerde” yattığım için, “koğuş ortamını” bilirim; uzun süre koğuşta kalanlar en ufak bir vesileyle “pencere açtın-açmadın, meyve bıçağını paylaşmak” gibi konular yüzünden birbirlerine girerler. Daha kötüsü, tutuklu veya mahpusların, geçmişteki olaylar konusunda birbirlerini suçlamalarıdır!

Altemur KILIç
Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2010, 13:05   #6
Bozkurt 38
Guest
 
İletiler: n/a
Standart

Bey’an...


Öğrenci, Türkçe dersinde “parti” kelimesini harf harf kodluyormuş, “Paris’in P’si, Ankara’nın A’sı Dede’nin R’si, Trabzon’un T’si, İzmir’in İ’si...” Öğretmen müdahale etmiş, “Evladım, Dede’de R yok ki” demiş... “Nasıl yok?” demiş öğrenci, “Benim dedemin adı Recep!”

*
AKP’ye AKP denmesini yasaklayan AKP, şimdi de, isimlerinden biri Recep olan Başbakan’a “Recep Bey” denmesine kızıyor iyi mi...
*
Çorabına “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” kartviziti yazdıran Hüseyin Çelik, “Recep Bey” denmesini “yakışıksız” bulmuş mesela...
“Gandi oldu Dandi” diyen Bülent Arınç ise, Recep Bey ifadesinin “küçültücü” olduğunu söylüyor.
*
Halbuki, Çankaya meselesi tartışılırken, aynen şöyle demişti Başbakan: “Abdullah Bey’le Bülent Bey’le istişare ederim.”
*
“Sen Türkiye’sin büyük düşün” afişleri asıp... Sonra da, “sen” diye hitap edene, “Sen bana sen diyemezsin” demeleri gibi bi şey yani.
*
CHP’ye yıllardır “elit” diyen yandaş medya ise, topluca Lordlar Kamarası’na geçti... Kalemlerinden asalet damlıyor, “CHP avamlaştı” diyorlar!
*
Osman Hamdi Bey, Hacı Arif Bey, Çakabey, Kiziroğlu Mustafa Bey, Tamburi Cemil Bey hakaret midir? Beyoğlu’na Sayınoğlu mu diyeceğiz bu saatten sonra?
Emel Sayın’da sorun yok da...
Beylerbeyi Sarayı’na ne diyeceğiz?
*
(Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hüseyin Çelik’in kalbini kırmak istemem ama, Sakarya’da “Recep Bey Endüstri Meslek Lisesi” var... Yakışıksız mıdır?)
*
İşin daha enteresan tarafı...
*
“Hukuktan anlamıyor” diyor.
“Ekonomi bilmiyor” diyor.
“Rüşveti bitireceğiz” diyor.
“Soydular memleketi” diyor.
“Hesap soracağız” diyor.
“Bunların dokunulmazlığını kaldıracağız, siyasi ahlak yasası çıkaracağız, parlamentoda vurguncunun talancının yeri yok, naylon faturacıdan, Ali Dibo’dan bakan olmayacak” diyor.
*
“Kalpazan” diyor.
*
Çıt yok.
*
Vay efendim “bey” dedi...
İşte orası gücüne gidiyor.

Yılmaz özdil.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2010, 22:09   #7
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: 26.04.10
İletiler: 3
Standart

Begenmez onlar "Beğ" olmayi neyine beğlik !!


ne imis Bey, anlami neymis? bir bakalim ,,,
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Bey, Türkçede erkeklerin kullandığı sanlardan birisidir. Diğerleri efendi, ağa, efe, çelebi, ağabey, amca, dayıdır. Eski Türkçedeki biçimi beg idi.
Tarihsel kullanımlar

Orta Asya Türk devletlerinin ve Ortaçağ sonlarındaki Anadolu Türkmen beyliklerinin yöneticilerine verilen san. İlk Osmanlı hükümdarları olan Osman Gazi ile Orhan Gazi birer bey idiler.
Balkanlar'daki Osmanlı yayılmasının öncüsü konumundaki uçların yöneticileri bey sıfatını taşıyorlardı. Uç beyleri.
Osmanlı idarî birimi olan sancakların yöneticileri bey sıfatını hâizdiler. Sancak beyleri.
Tımar sistemindeki toprak sahiplerine verilen isim. Özellikle Rumelide İngilizlerin bile asaletine hayran olduğu ve asil, dikkatli,disiplinli ve hüşyar diyek bir ırkın olabilecek en iyi özelliklerini gösteriyorlar diye övdüğü beylerimiz olmuştur.see link
Sancakların oluşturduğu beylerbeyliklerin yöneticisi olan kişinin sıfatı. Beylerbeyi.
1843'ten sonra Cumhuriyet'in kurulmasına değin binbaşı ile miralay (albay) rütbesi arası derecelerdeki subayların sıfatı.


basbakan belkide "SAYIN" olmak istiyor "sayin apo" gibi mesela...
__________________
Koz artik paylasilacak bunun dönüsü YOK...
Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı



Saat: 07:52.


© 2010 Bozkurtlar Otağı | Tanrıdağ